Tüm yeşil-beyazlılara kucaklar dolusu, gönüller dolusu merhaba!
Ne demek istediğimi anladınız.
Evet, selamım; iki güzide ili, doğanın en güzel bu iki rengi etrafında birleştiren sevgili Giresunlu hemşehrilerimle, onları bağırlarına basan aziz Bursalılar’a!
Biliyor ve inanıyorum ki; Osmanlı payitahtının ve Balkanlar’dan gelen “Evlad-ı Fatihan”ın asil torunları Bursalılar’la, Atatürk’ün Muhafız Alayı Komutanı ve Kurtuluş Savaşı Gazisi Topal Osman Ağa’nın torunları Giresun uşakları renk kardeşliğinin de ötesinde; can kardeş, kan kardeştirler, “Et ve tırnak” gibidirler.
Allah, bu güzel ve anlamlı “yeşil-beyaz” tabloyu bozmasın diyor, sevgili Murat kardeşime (Toker) de bahsettiğim üzere, pek yakında baskıya vereceğim ve Ocak 2011’de çıkmasını beklediğim “Kurtuluş Savaşı’nın Efsanevi Kahramanı ve Atatürk’ün Fedaisi TOPAL OSMAN AĞA” adlı kitabımın, Murat Toker’in bir anısını da eklediğim “Koçgiri İsyanı” ile ilgili bölümü sizlerle paylaşmak istiyorum.
Kitabımız çıkar çıkmaz, Sevgili Murat’a da söz verdiğimiz üzere, ilk adresimiz Bursa olacak, inşallah!
***
“1919 yılında İngiliz Yüksek Komiserliği’ne gönderilen belgeler, Koçgiri aşiret reisi Alişan Bey’in, İngiliz işbirlikçisi Kürt Teali Cemiyeti’nin kurucuları arasında olduğunu göstermektedir. Kardeşi Haydar Bey de aynı cemiyetin İmranlı Şube Başkanı’dır. Bu cemiyetin kışkırtması sonucu isyan eden Koçgiri Aşireti, başlarında Alişir Bey olmak üzere Kemah’a saldırarak isyanın fitilini ateşler. İsyanın genişlemeye başlaması üzerine, 9 Aralık 1920’de Amasya’da Merkez Ordusu kurulur. Komutanlığına, “Sakallı” lakabıyla anılan Nurettin Paşa getirilir. Asiler 6 Mart 1921 tarihinde İmranlı bucağı ile Refahiye ilçesine baskın yaparak Miralay Halis Bey’i ve emrindeki takım komutanı ile 4 erimizi şehit ederler. Bunun üzerine Ankara Hükümeti, isyanın bastırılması için Merkez Ordusu Komutanı Nurettin Paşa’yı görevlendirir. Merkez Ordusu’nun isyanı bastırmada yetersiz kalması üzerine, Osman Ağa komutasındaki 47.Giresun Gönüllü Alayı’na olay mahalline hareket etmesi emri verilir.
19 Mayıs 1994 tarihinde Osman Ağa’nın kabrini ziyaret ederken rastladığım, Keşap Kayabaşı köyünden olduğunu söyleyen H.1333 doğumlu Dursun Yılmaz’a, Osman Ağa ile ilgili aklında kalan her hangi bir şiir olup olmadığını sormuştum. Osman Ağa’nın son zamanlarında 5-6 yaşlarında bir çocuk olduğunu söyleyen Dursun amcanın, hafızasını biraz zorlayarak söylediği iki dörtlüğü not almıştım. Bunlardan biri şöyle:
“Haydar Bey der ki:
“Vezirim vezir”!
Osman Ağa der ki:
“Toplarım hazır”!
Şimdi bu dörtlüğün açılımını yapalım.
Yüzyıllardır Kürt, Laz, Çerkez, Boşnak, Roman vs. ayrımı yapmaksızın aynı milletin, aynı devletin, aynı vatanın mensupları olarak, aynı bayrağın altında dış düşmanlara karşı omuz omuza çarpıştık. Kurtuluş Savaşı’nda da aynısı oldu. Ancak ne var ki; biz Yunan’la ölüm-kalım savaşı yaparken, sayıları çok az da olsa, dindaşımız olan bazı aşiretler bizi arkamızdan vurmaya çalıştılar. Bunlardan biri de “Koçgiri Kürt Aşireti” idi. Koçgiri, Sivas’ın Zara ilçesinin o günkü adıdır. Aslına bakılırsa, Koçgiri Aşireti eski bir Alevi Türkmen oymağıdır. Cemal Şener’e göre, Prof.Dr.İrene Mélikoff (Türkolog, Alevi araştırmalarında uzman akademisyen), “Sosyolojik olarak bir Kürt’ün de Alevi olma olasılığına karşın, Koçgiri aşiretinin Kürt olmadığını, Türk kökenli Kürtçe’yi sonradan öğrenen bir Türkmen aşireti olduğunu söylüyor.” (Aleviler, Kürt mü? Türk mü?,Haberiniz.com)
Koçgiri Aşireti’nin bu sıralarda reisleri de Haydar Bey, Alişir Bey, Alişan Bey ve Hacı Bey’lerdi.
47.Giresun Gönüllü Alayı Komutanı Osman Ağa onlara bir mektup gönderdi. Şöyle diyordu Osman Ağa, mektubunda:
“Açık yazı. Ey din kardeşlerimiz, muhterem arkadaşlar! İçimizdeki Pontusçuları temizledik. Ermenilere terki silah ettirdik. Başta büyük düşmanlarımız var. Yunan ordusu da yurdumuza saldırdı. Kardeş kavgasını bırakalım, bir din kardeşi olarak birleşelim. Yunan ordusunu yurdumuzdan atalım. Davamızın peşi pek büyüktür. Vatanımızı bu felaketten kurtaralım.” (M.Şakir Sarıbayraktaroğlu,Osman Ağa ve Giresun Uşakları Konuşuyor, s.142-143)
Gelen cevap ne olsa beğenirsiniz?
“Osman Ağa, biz senin topunu tüfeğini elinden alacağız, başka kimse ile işimiz yoktur.”
Kürt aşiret reislerinden Haydar Bey’in “Vezirim vezir” (Osmanlı’da bakan ve valiler için verilen unvan) diye meydan okuduğu varsayılan bu iki mısraya, Osman Ağa da, “Halep ordaysa, arşın burada” anlamına, “siz ne yaparsanız yapın, sizi tepelemeye hazırım” mesajı veriyor. Kısacası, yukarıdaki dörtlüğün anlamı bu şekildedir.
Batıda müşterek düşmanımız olan Yunan Ordusu’na, Kars’ta Ermeniler’e, Samsun ve civarında Pontus eşkiyasına karşı ölüm kalım savaşları yaparken, köklerini unutmuş kardeşlerimizin, hele bir de “Kürtlük” adına bizi arkadan vurmaya kalkışması ne hazin değil mi?
Osman Ağa, 11 Mart 1921 tarihinde yeni kurduğu 47.Alay’a ait bir tabur asker ve bir bandoyla yola çıkar. Eğribel geçidinde iki metreyi bulan karları yarıp, kendilerine yol açmaları için 120 Rum gencini de önüne katar. Molalarda kemençeler ve bando Giresun havaları ve milli marşlar çalarak uşakları iyice coşturur. Horonlar, karşılamalar, kol havaları oynanır. Rum Panayot da klarnetiyle Osman Ağa’nın o çok sevdiği meşhur Tamzara’yı çalınca, keyifler doruğa ulaşır. Düğüne, bayrama gidercesine iki metreyi geçen karlarla kaplı geçit vermez Eğribel’i aşarak isyan bölgesine ulaşırlar. Osman Ağa, karlı dağlarda kendilerine yol açan 120 Rum gencini teşekkür ederek, geri gönderir.
Yeri gelmişken bu bölümü, katıksız Giresun aşığı ve Osman Ağa hayranı sevgili kardeşim Av.Murat Toker’in bir yazısından alıntıyla süsleyelim:
“Çocukluğumuzda dedelerimizin, ninelerimizin anlattığı Ermeni ve Rum çetelerinin Şebinkarahisar da yaptığı katliamları masal gibi dinlerdik.İşin aslını esasını o günlerde tam da bilemezdik.Osman Ağa’yla ilk ciddi tanışmam 1969 yılında Giresun da oldu.Eğitim Enstitüsü imtihanları için çok zorlu bir yolculukla Giresun’a gitmiştik. İmtihana Şebinkarahisar Lisesinden gelen 40 kişiden herkes ilk defa il merkezini görüyordu. Hepimizin Giresun’a ilk gelişimizdi. İmtihandan çıktıktan sonra Giresun’a ilk gelen herkes gibi 17-18 yaşlarındaki bizlerde şen şakrak oynaya zıplaya Giresun kalesine çıkıyorduk. Giresun kalesine çıkarken, kaleden inen Ziberi köyünden (Şebinkarahisar kalesinin hemen dibindeki köy, bugün Şebinkarahisar belediyesine bağlı mahalle) beş hemşerimizle karşılaştık. Yaşlı bir hemşerimizin kollarına girmiş onu kaleden indiriyorlardı. Karşılaşınca durup konuşmaya başladık. Yaşlı hemşerimiz gözleri parlayarak Osman Ağa’yı ziyarete mi gidiyorsunuz dedi. Hiçbirimiz kalede Osman Ağa’nın Atatürk tarafından yaptırılan anıt mezarı olduğunu bilmiyorduk. Kaleyi gezmeye geldiğimizi söyleyince yaşlı hemşerimizin yüzündeki neşe gitti. Gelirken Eğribel’i nasıl geçtiğimizi, Eğribel de kar varmıydı diye sordu. Eğribel’den geçemediğimizi Trabzon üzerinden geldiğimizi söyledik. Yaşlı hemşerimiz sizin karsız geçemediğiniz Eğribel’ den, Ermeni çeteleri bizi kuş gibi avlarken imdat çığlığımızı duyan Osman Ağa imdadımıza gelirken Eğribel de üç metre kar vardı dedi.
-Osman Ağa o karı yara yara Şebinkarahisar’a ve Su şehrine yetişti dedi.
-Siz şimdi hayattaysanız, buraya imtihana gelebildiyseniz, soyunuz kurumadıysa bu kalenin tepesinde yatan Osman Ağa’ ya borçlusunuz dedi. Koluna girenlerin yardımıyla yürüyüp gitti.” (yenitirebolu.net, 22.11.2010)
Ne demişti Orhan Veli o ünlü şiirinde:
“Neler yapmadık bu vatan için!
Kimimiz öldük; kimimiz nutuk söyledik”
Vatan için ölenlere “rahmet”, nutuk çekenlere “yuh” olsun!
Nurettin Paşa Komutasındaki iki süvari tugayı, bir süvari tümeni (tugay ve tümenlerin mevcudu o yıllarda birkaç bini geçmiyordu) ve Osman Ağa Alayı’ndan oluşan hükümet güçleri 11 Nisan 1921 tarihinde genel harekata başlarlar.
Giresun Alayı, Çengerli bölgesi ile Pusans köyünü asilerden temizler. İsyancılara yardım ve yataklık yapan köyü yakarlar. Zara taraflarındaki birliklerimiz de Pazarcık köyünde direnen asileri öldürüp, köyü yakaralar. Hozat (Dersim) bölgesinden gelen 500 kişilik asi grubu imha edilir. Türk köylerinden yağmaladıkları kıymetli eşyalar ve hayvanlar geri alınarak, sahiplerine iade edilir.
19 Nisan’a varıldığında, asilerin geride bıraktıkları ölü sayısı 700’ü bulmuştu. Alişir, Haydar, Naki ve Azaket beylerin evleri harabeye çevrilir. Harekata devam eden Giresun Alayı, Kızıltepe’de çetin bir çatışmadan sonra 150 asiyi daha temizleyerek yoluna devam eder.
27 Nisan’da Kovat’a gelen 28.Süvari Tugayı Çıragediği denilen yerde yapılan şiddetli çarpışmalar sonunda kayıp vererek çekilmeye mecbur kalmıştı.
İş yine Giresun Alayı’na düşmüştü. Bu defa hedef, 28.Tugay’ı geri çekilmeye mecbur eden asiler gurubu idi. Osman Ağa ve Giresun Uşakları çarpışa çarpışa, 29 Nisan’da İmranlı’nın doğusunda 28.Tugay’ı dağıtan 400 kişilik asi grubunu kıstırır. Asiler 20 ölü vererek kaçar.
Çarpışmalar bu minval üzere devam eder. Sonunda Koçgiri İsyanı 17 Haziran 1921 tarihinde tamamen bastırılır. Alişan ve maiyetindeki 32 kişi ile birlikte asilerden 500 kişi teslim olur.
Bu isyanın bastırılmasında Osman Ağa komutasındaki 47.Giresun Gönüllü Alayı’nın çok büyük rolü olmuştur.
Nitekim Giresun Uşakları’nın başarıları, Genelkurmay Başkanlığı Harp Tarihi Dairesi’nin yayınlarında şu sözlerle teyid edilir:
“29 Nisan 1921 gecesi Giresun Müfrezesi başlarında Komutanları Osman Ağa (Topal Osman) olduğu halde asilerle Çalıyurtta karşılaştı. Çarpışma Mistolar, Karahüseyin, Karataş istikametinde devam etti. 200 kadar atlı ve 200 kadar yaya olan asiler, akşam karanlığında Karataş sırtlarına kendilerini atarak kurtuldular. Asiler 20 kadar ölü 12 yaralı vermişlerdi.” (Ö.Sami Coşar, Atatürk’ün Muhafızı Topal Osman, s.57-58)
Merhum Cumhurbaşkanlarından Celal Bayar ise, Koçgiri İsyanı’nın bastırılması ile ilgili şunları söyler:
“…Koçkiri bence hepsinden mühimdir. Yunanlılar’a karşı durmak için nasıl tedbir
alıyor isek, orada da aynı surette teşkilat yaptık. Esasen Yunanlılar’a karşı durmak için kuvvetimiz kafi değildi. Bunlar da ayrıca çıktı başımıza…Koçkiri’de bir ordu merkezi yapıldı. Onun kumandanlığına size önce bahsettiğim Nurettin Paşa’yı kumandan tayin ettiler. O başardı o işi. Sonra Giresun’dan 1200 kişi ile gelen Topal Osman –çok yakın dostumdur, cahil bir adamdı- ın büyük gayretleri oldu. O 1200 kişinin 1000 kişisi sonra orduya, Yunanlılar’a karşı verilmiştir. 200 kişisi de Atatürk’ün Muhafızı olarak Çankaya’da muhafaza edilmiştir.” (Kurtul Altuğ, “Celal Bayar Anlatıyor:Kritik Olayların perde Arkası” Tercüman Gazetesi, 10 Eylül 1986)
Koçgiri Harekatı’na katılan Eyüp Aydın (Giresun Yukarıalınlı, 1901-1989) anlatıyor:
“Öğle vaktiydi. Osman Ağa dürbünle karşı tepeleri izliyordu. Emriyle ateşe başladık. Sanki yer yerinden oynuyor. Kıyamet kopuyordu. Osman Ağa, top ve mavzer seslerine alışıktı. Savaş meydanlarının kahramanı coşmuş nağralar savuruyordu. ‘Bunlar bizim uşakların elinden kurtulamaz. Vur ulan Panayot (Rum bandocu) Tamzara’nın (Giresun’un ünlü bir ezgisi) gözüne diye bize moral veriyordu. Bir yandan da topçulara emirler yağdırarak, ‘ateşle! Asilerin içine düşür.” diye bağırıyordu.” (E.Menteşeoğlu, Giresunlu FedailerleKonuştum Onlar da Çılgındı, s.50)
Osman Ağa’nın bundan sonraki hedefi, bu sıralarda Samsun ve civarında Pontuscu avına çıkmış olan, Giresun Askerlik Şubesi Başkanı Tirebolulu Hüseyin Avni Alpaslan’ın komuta ettiği 42.Giresun Gönüllü Alayı (Nizamiye Alayı) ile birleşerek, Pontus İsyanı’na son darbeyi indirmekti.
Nitekim onu da yaparak, onlarca sıfatının arasına, Ömer Sami Coşar’ın tabiriyle, “Pontus Devleti Hayallerine Darbe Vuran Adam” unvanını da kattı.
Onu da dilerseniz, bir başka yazımızda anlatalım.
Ne mutlu, bu kahramanların torunları olan Giresun Uşaklarına!
“Ne mutlu, Türk’üm diyene!”
Bir başka yazıda tekrar buluşmak ümit ve temennisiyle; hoşça kalın, dostça kalın!