OSMAN AĞA’YI ANARKEN
Değerli okurlarım,
Siz bu satırları okurken, Allah nasip ederse biz de Osman Ağa’nın ölüm yıldönümü olan 2 Nisan 2011 Cumartesi sabahı Giresun’da anma törenlerinde olacağız.
Aynı gün öğleden sonra 14.00’de de Giresun Belediyesi’nin organizasyonuyla okurlarımızla söyleşi yapacak, yeni eserimiz “Topal Osman” kitabımızı imzalayacağız.
Bu vesile ile Osman Ağa’yı köşemizde de analım istedik.
Osman Ağa, Yakın Tarihimiz’in en çok gündeme gelen, en çok tartışılan şahsiyetlerinin başında gelir, hiç şüphesiz.
Hakkında, lehte- aleyhte sayısız kitap, anı, makale, araştırma, inceleme kaleme alınmış; adına opera bestelenmiş (Dr.Rıza Nur); romanı yazılıp çizilmiş (Murat Sertoğlu ve Suat Yalaz); filmi yapılmış (1967’de çevrilmiş,baş rolde Ahmet Mekin oynamıştı) olmasına rağmen, üstad merhum Murat Sertoğlu’nun tabiriyle “Hayatı hep sisler arasında kalmış” olan Osman Ağa kimdir?
Osman Ağa 1883 yılında Giresun’da doğdu. Babası Feridunzade Mehmet Efendi varlıklı bir kişiydi.
Osman Ağa, 1912’de Balkan Harbi çıkınca silah altına çağrıldı. Babasının yatırdığı bedeli reddederek, 65 arkadaşı ile birlikte gönüllü yazıldı. Bulgarlar’la çarpışırken, on beş yerinden yaralandı. Sağ dizi sakat kaldı. Bu olaydan sonra “Ağa” lakabının yanına “Topal” lakabı da eklenmiş oldu.
I.Dünya Savaşı’nda emrindeki Giresun Uşakları ile birlikte Ruslar’a karşı çarpıştı, Harşıt’ta cephe tutarak Ruslar’ın Tirebolu’ya girmesini engelledi, daha sonra Ruslar’ı Batum’a kadar kovaladı.
1918 Şubatında Hacı Bey’in çekilmesi üzerine Giresun Belediye Başkanlığı makamına oturdu.
1919 Şubatında Trabzon Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti’nin Giresun Şubesi’ni kurdu ve ilk başkanı oldu.
Ermeni Tehciri’ne adı karışınca, İstanbul Hükümeti tarafından idama mahkum edildi. Dağa çıktı. Eylemlerine çete savaşları şeklinde devam etti. Pontus eşkiyasına aman vermedi.
Samsun’a çıkışından 10 gün sonra 29 Mayıs 1919’da aldığı davet üzerine Havza’da Atatürk’le gizlice buluştu. Vatanın kurtarılması için fikir birliğine varıp, el sıkışarak anlaştılar.
8 Temmuz 1919’da af kararı çıkınca, dağdan inip tekrar Giresun’a dönen Osman Ağa, bir süredir boş bıraktığı Belediye Başkanlığı koltuğuna yeniden oturdu. Atatürk’ten aldığı talimatlar doğrultusunda çalışmalarına hız verdi.
1920 Eylül’ünde Ermeni Harekatı’nı bastırmak üzere 15.Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa emrine bir tabur (850 kişi) gönüllü gönderdi.
12 Kasım 1920’de 10 seçkin adamı ile birlikte Atatürk’ün yakın korumasını üstlendi.
“Giresun Gönüllü Maiyet Müfrezesi” adı verilen bu birliğin sayısı Atatürk’ün isteğiyle daha sonra 250’ye kadar çıkarılmıştır. Bu birlik Atatürk’ün yanı sıra Meclis’in de yakın korumasını üstlenmiş ve görevini sonuna kadar yüzlerinin akıyla başarmıştır.
Osman Ağa, Atatürk’ten aldığı talimat üzerine Muhafız Birliği’nin idaresini yakın arkadaşı Mustafa Kaptan’a bırakarak Giresun’a döndü. Giresun Askerlik Şubesi Başkanı Tirebolulu Binbaşı Hüseyin Avni Alpaslan’la birlikte tamamen Giresunlular’dan meydana gelen ve mevcudu 5 bini bulan “42 ve 47.Giresun Gönüllü Alayları”nı kurdu.
1921’de Koçgiri Kürt ve Pontus İsyanları’nı bastırdı.
Sakarya Meydan Savaşı’nın kritik bir safhaya girmesi üzerine, her iki alayımız da 1921 Ağustos’unda imdada yetişti. 42. Alay’ımız hemen savaşa girdi. Komutanları H.Avni Alpaslan Bey dahil tamamına yakını şehit düşen bu alayımızdan sadece 84 kişi sağ kalabilmiştir. On gün sonra da 47.Alay’ımız savaşa girdi. Bu Alay’ımızdan da 285 kişi sağ kalabildi. Osman Ağa’ya gösterdiği üstün başarı ve kahramanlıklardan dolayı TBMM tarafından Milis Yarbayı (Milis Piyade Yb. Sicil No:342) rütbesi verildi.
Sakarya Zaferi’nden sonra tamamen eriyen 42.Alay lağvedildi, mevcudu Giresun’dan getirilen yeni gönüllülerle takviye edilen 47.Alay ise, yine Osman Ağa komutasında 26 Ağustos 1922 tarihindeki Büyük Taarruz’a da katılarak Afyon ve Dumlupınar cephelerinde büyük kahramanlıklar gösterdi.
Osman Ağa, düşmanın İzmir’de denize dökülmesinden sonra Atatürk’ten izin alarak Giresun’a döndü.
Zafer sonrası Ankara’nın durumu iyice karışmış, merhum Murat Sertoğlu’nun tabiriyle “Silahlı mücadele devri kapanmış, politika devri başlamıştı.”
Bir tarafta Atatürk’ün liderliğindeki birinci grup, öbür yanda ise Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey’in başı çektiği ikinci grup vardı.
İkinci Grup tarafından devamlı sıkıştırılmakta olan Atatürk, çok zor günler geçirmektedir. Giresun’da istirahat etmekte olan Osman Ağa’yı, iznini yarıda keserek Muhafız Birliği’nin başına geçmesi için 1923 yılının Mart ayında Ankara’ya çağırır.
Emri alır almaz derhal Ankara’ya gelen Osman Ağa için kader ağlarını örmeye başlar.
Bir oturumda Ali Şükrü Bey’le Atatürk’ün ellerini tabancalarına atarak birbirlerinin üzerine yürümeleri bardağı taşırır.
Bu olaydan sonra 27 Mart 1923 akşamı Ali Şükrü Bey aniden ortadan kaybolur. Bu olaydan dolayı Meclis iyice karışır. Aramalar sonunda Ali Şükrü Bey’in cesedi bulunur. Şüpheler Osman Ağa’nın üzerinde yoğunlaşır. Tutuklama kararı çıkarılan Osman Ağa, Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’ne karşı bir isyan hareketi var zannıyla çatışmaya girer. Ağır yaralanır. Sedyedeyken, konuşmasını önlemek için Binbaşı İ.Hakkı Tekçe tarafından beynine ateş edilmek suretiyle öldürülür.
Olaydan sonra Atatürk üzüntülerine şu ifadelerle dile getirir:
“Ne talihsizlik. Osman Ağa’ya da, Ali Şükrü Bey’e de, Giresunlu babayiğitlere de yazık oldu. Suçluları ilgili makamlara teslim edin. Ötekileri gönüllerini alıp memleketlerine (Giresun’a) yollayın.” (Turgut Özakman, Cumhuriyet Mucizesi, s.284)
Osman Ağa’nın aziz na’şı mahşeri bir törenle gözyaşları arasında Giresun Kalesi’ndeki Kurban Dede mevkiinde toprağa verilir. Daha sonra, 1925 yılında Atatürk’ün emriyle yaptırılan bugünkü anıt mezarına nakledilir.
A.Şükrü Bey Olayı’nın üzerindeki esrar perdesi bugüne kadar kaldırılamamıştır. Osman Ağa’nın öldürttüğüne dair kesin bir kanıt olmaması nedeniyle de, Atatürk başta olmak üzere pek çok kişi Osman Ağa için “suçlu” değil, “zanlı” ifadesini kullanmıştır.
Ruhu şad, mekanı cennet olsun!