Sevgili okurlarım.
Avrupa Giresun Derneği’nin gecesi ile ilgili izlenimlerimizi kaleme aldığımız “Köln’de Giresun Fırtınası” başlıklı yazımızı, “Gezip, gördüklerimizi de bir başka yazımızda anlatalım, dilerseniz.” cümlesiyle bitirmiştik.
Anlatalım.
***
ARKADAŞIM HANS!
Musa Hoca ile dalıyoruz ara sokaklara. Hemen, yola döşenen Arnavut kaldırımları ve yol hizasında olan yaya kaldırımları dikkatimizi çekiyor.Daha doğrusu benim dikkatimi çekiyor. Musa Hoca zaten biliyor. Bize de izah ediyor. “Görüyor musun Hocam” diyor;
-Almanlar asfaltı her yere sokmuyor. Yüzyıllardır bu Arnavut kaldırımlarını koruyorlar.
Bir ülkenin medeniyet ölçülerinden birinin, yaya kaldırımlarının mümkün olduğunca alçak olmasından geçtiği de, yanılmıyorsam ünlü fıkra yazarı Rauf Tamer’den yazılarından belleğimde kalmış.
Dünyayı bir pula satmış insanların rahatlığı içersinde spor kıyafetleriyle kendilerinden emin bir şekilde caddelerde, sokaklarda yürüyen Almanlar’a gıptayla bakıyoruz. Adamlar hamal gibi çalışıyorlar ama adam gibi de yaşamasını biliyorlar. Bu arada bir ses duyar gibi oluyorum. “Seyfullah Hocaaa…” diye bağıran bu sese kulak kesiliyorum. Kara kuru bir adam, dilsiz gibi bir el işaretiyle kendini göstererek “Ben Hans, Hans” diyor ve yarım yamalak bir Türkçe’yle ekliyor, “Ben var Altunizade Yurtta misafir kalmak”.
Sonra hafızamı yoklamaya çalışıyorum. Evet, yıllar önce Uluslararası Halk Oyunları Festivali nedeniyle yurdumuzda misafir ettiğimiz Alman ekibinin oyuncularından Hans olmalıydı bu. Ama o biraz kilolu değil miydi? Oysa şimdi iskelet gibi kalmış. Merak edip parmağımı göbeğine uzatıyor, işaretlerle sebebini soruyorum.
Birayı ve patates kızartmasını bıraktığını söylüyor.
Özlemle kucaklaşıp, bu sürpriz anı Musa Hoca’nın objektifiyle ölümsüzleştiriyoruz.
Tabi bu bir şaka.
Hans dediğim, müşterilerin dikkatini çekmesi için bir dükkanın önüne konmuş karikatürümsü bir insan maketinden başkası değil.
***
AYİNE KATILDIK!
Şehrin hemen hemen her köşesinden görülen devasa bir yapıya odaklandık. Ünlü Köln Katedrali imiş. Yedi bin metrekarelik bir alana sahip olup, inşasına 1248 yılında başlanan ve iki kulesinin uzunluğu 157 metreye ulaşan gotik tarzdaki bu muhteşem Katolik ibadethanesi, 632 yıl sonra ancak 1880 yılında tamamlanabilmiş.
UNESCO kültür mirası listesinde yer alan bu katedrali bir de içinden incelemeden geçmek istemedik. Bu arada bir ayine de şahitlik etmiş olduk.
Hani bir Karadeniz fıkrasında, bizim Temel turistlere dönerek, “dinunuzun kıymetini pilun” diyor ya…
Muhteşem olmasına karşın, bize bir o kadar da soğuk görünen bu katedrali gördükten sonra…
Allah’la kul arasına başka aracı sokmayan, aşırılığa kaçmayan, sadeliğe önem veren yüce dinimizin kıymetini daha çok anlıyoruz.
***
METİN ÇOBAN: “23 NİSAN’DA KÖLN MEYDANI’NDAYIZ!”
Metin Çoban; ağırbaşlılığı, sevecenliği, çalışkanlığı ve dürüstlüğüyle sadece Giresunlular’ın değil, buradaki Türkler’in ve hatta Almanlar’ın da sevgi ve sempatisini kazanmış bir isim.
Bize çok güzel şeyler anlatan çoban;
“23 Nisan’da Köln Meydanı’nda ilk defa kutlama yapacağız. Türk-Alman bayrakları arasında her iki milletin şarkıları seslendirilecek. Tüm Türk derneklerinin desteği olacak.
Gördüğünüz gibi, Köln-Pesch'deki İnter salonunda yapılan gecemiz, davetlilerin ellerindeki Türk ve Alman bayrakları eşliğinde söylenen milli marşlarla başladı. Hemşehrilerimizin yoğun ilgisiyle her geçen gün daha da büyüyüp-gelişiyoruz. Gerek Türkiye'ye, gerekse Almanya'ya yönelik faaliyetlerimiz sürüyor. Avrupa Giresun Derneğinin asıl amacı, bulunduğumuz ülkeye asimile olmadan kendi kültürümüzü ve dilimizi muhafaza etmektir. Biz de bunu fazlasıyla ifa etmekteyiz. Türk kültürünü en iyi şekilde temsil ederken, gelecek nesillere kendi yöremizin kültürünü de empoze etmenin mücadelesini veriyoruz“ diyor ve gözleri gururla parlayarak, 23 Nisan’da Köln Meydanı’nda ilk defa kutlama yapacaklarını, Türk-Alman bayrakları arasında her iki milletin şarkılarını seslendirileceklerini, bunu yaparken de tüm Türk derneklerinin kendilerini destekleyeceğini sözlerine ilave ediyor.
Hani, “her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır” derler ya…Zarif eşinin büyük bir özveri içersinde en küçük bir ayrıntıyı bile gözden kaçırmamak için salondaki koşuşturmasını görünce, bunu daha iyi anlıyoruz.
***
ARDAHANLI FAZIL BAY
Kaldığımız Löwenbrau Köln Hotel’in sahibi Fazıl Bay, Ardahanlı bir Azeri Türk’ü. Sempatik tavırlarıyla bize sıcak ilgi gösteriyor. Otuz yıldır Köln’deymiş. Köln Belediye Başkanlığı’na talip olacak kadar da bir özgüvene sahip. Bunca yıldır Almanya’da olmasına rağmen, Türk’ün geleneksel cömertliğini hemen gösteriyor, ekstradan yiyip, içtiklerimizin parasını almıyor. Üstüne üstlük anlattığı fıkralar ve yaptığı esprilerle de bizi kahkaha tufanına sokuyor. Yüz elli-iki yüz yıllık olduğu tahmin edilen tarihi otelin restoranı, özellikle akşamları biracı Almanlar’la dolup taşıyor. Boş bir masa bulmak imkansız. Romantik mum ışıkları altında yemeklerini yiyip, içkilerini yudumlayan Almanlar’ın keyif ve mutluluklarını gözlerinden okumamız mümkün.
***
SOKAKBAŞI MEYHANE
Almanlar’ın içmeyi, özellikle de birayı çok sevdikleri malum. Bizim “Sokakbaşı Meyhane”miz ünlü ama, Almanlar’ın her sokak başı, sonu, arkası, önü meyhane!Fırsatını her buldukları yerde; restoran, lokanta, birahane, cafe, park, bahçe fark etmiyor, ellerinde bira şişeleri veya bardakları ha bire içiyorlar. Fakat her nedense, “haayyyttt…be! Karada kaplan, denizde aslan…” diye bağırıp, çağıranına rastlamadık. Almanlar’ın bu içkiye düşkünlüğüyle bizim Giresun arasında bir bağ kurmaya çalışarak;
“İçki tüketiminde Antep bizi geçince/Kentimizde üç öğün rakı atanımız var”
dizelerini anımsayıp, merhum büyüğümüz Av.Ahmet Ersöz’ü de anmadan geçemiyor,
Musa Hoca’yla, “Sokakbaşı Meyhane” ve ardından da “Mican” (Rakı koydum fincana) türkülerini mırıldanarak, Köln’ün Boğaziçi, yani, Ren ırmağı kıyılarında volta atıyoruz.
***
KÖLN’ÜN EN GÜZEL YERİ
“İstanbul Şairi” olarak tanınan büyük şair Yahya Kemal Beyatlı milletvekili iken, diğer milletvekilleri “üstat” derler:
-Sizce Ankara’nın en güzel yeri neresi?
Cevap verir:
-İstanbul’a dönüş yolu!
Gezdiğimiz, gördüğümüz yerler ne kadar güzel olursa olsun, geride tatlı anılar bırakarak, bir an evvel cennet vatanımıza kavuşmanın tatlı heyecanıyla yaban ellerin en güzel yeri olan havalimanı’nın yolunu tutuyoruz.
Sevgili Ekrem (Ceylan)bizi 28 plakalı otomobiliyle Düsseldorf Havalimanı’na kadar uğurluyor.
***
NADİDE SULTAN
Bu sırada güzel ve sempatik sanatçımız Nadide Sultan’la yollarımız havaalanında bir kez daha kesişiyor. Az kalsın uçağımızı da kaçırıyorduk. Nasıl mı? Kontrol sırası Nadide Sultan’a geldiğinde, kuyruk olduğu yerde sabit kaldı. Bir milim ilerleme yok. Dakikaları sayıyoruz. Meğer sanatçımızın kırılacak cinsten hediyelik eşyalarını valize değil, bir poşet alıp içine koyması gerekiyormuş. Baktık, “Bozuk eurosu olan var mı” diye, panik içersinde sağdan soldan imdat arıyor. Uçağımıza da 10 dakika kalmış. Hızlı silahşörler gibi hemen elimizi cebimize atıp, 1 euro çıkarıp veriyoruz. Yıldırım gibi tekrar kontrol noktasından çıkıp poşetini aldıktan sonra uçağa yetişiyor.
Güzel sanatçımız bu iyiliğimizin (!) karşılığını fazlasıyla, Yeşilköy Atatürk Havalimanı’nda valizlerimizi beklerken bir fotoğrafla ödüllendiriyor.
Eh, bizim anlatabileceklerimiz bu kadar.
Kalın sağlıcakla…